www site içi
 
| | | | | | | |
ANA SAYFA
SİTE HARİTASI
|

GÜNCEL KONU
 
Rotavirus Enfeksiyonu

Rubella 18. yüzyılın sonunda bulunmuş, 1940’lı yıllarda yaygın olduğu görülmüş ve son 10-15 yıl içinde kontrol altına alınmaya başlanmıştır.  Rubella konjenital enfeksiyon dışında hafif ekzantemli bir hastalıktır. 

Hastalığı ilk tanımlayanlar Almandır.  1841’de bir İngiliz bilim adamı Hindistan’da bir erkek okulunda görülen salgın sırasında hastalığı latincede “küçük kırmızı” anlamına gelen rubella olarak tanımlamıştır.  1941’de Avusturalya’lı bir oftalmolog olan Norman McAlister konjenital katarakt ve maternal rubella ilişkisi üzerinde durmuştur.  Bunu maternal rubellanın infantta kalp hastalığı ve sağırlıkla ilişkisini gösteren raporlar izlemiştir.  1962’deki bir salgında virüs Weller ve Neva ve arkadaşlarınca izole edilmiştir.
Parkman ve arkadaşlarınca geliştirilen “african green monkey kidney” hücre kültürü virüs izolasyonu için standart bir metot haline gelmiştir.  1964-66 yılları arasındaki salgında binlerce hamile kadın etkilenmiştir.  Bu salgınlar sonucunda konjenital rubella sendromunun bulguları tanımlanmış ve aşıya ihtiyaç olduğu anlaşılmıştır. 

Klinik bulgular:
Akkiz rubella:  İnkübasyon dönemi 14-21 gündür.  Temasdan sonraki ilk haftada hiçbir bulgu yoktur; ikinci haftada özellikle oksipital ve posterior auriküler lenfadenopati görülebilir.  Nazofarinksten bu dönemde alınan kültürlerde virüs izolasyonu yapılabilir.  İkinci haftada virüs kana geçer; bu dönemde hafif ateş, bulantı, konjunktivitle beraber prodromal bir hastalık görülebilir.  Lenfadenopati bu dönemde belirgin olarak ortaya çıkar.

İnkübasyon döneminden sonra yüz ve boyunda makülopapüler bir döküntü ortaya çıkar; farkedilmeyebilir.  1-3 gün içinde tüm vücuda yayılıp kaybolmaya başlar.  Viremi döküntü ile biter ancak virüs ekskresyonu 1-2 hafta devam edebilir.  Rubella erişkinlerde artralji, artrit hatta kronik artrit yapabilir.  Trombositopeni ve ensefalit nadir komplikasyonlardır.  Nadir olarak rubella progresif panensefaliti de görülebilir.

Konjenital rubella:  Tüm organ sistemlerini tutar; hem teratolojik hem de enflamatuvar hastalığı yol açabilir.  Belirgin klinik bulgular şu şekilde özetlenebilir:

Geçici  Kalıcı Geç başlanğıçlı ve gelişimsel
Sık:
Hepatosplenomegali  IUGR Psikomotor retardasyon
Konjüge hiperbiluribinemi Büyüme geriliği Davranış bozuklukları
Purpura PDA Hipotoni
Trombositopeni Pulmoner stenoz Diabetes mellitus
“Blueberry muffin” döküntüsü Katarakt Kronik geçici rubelliform döküntü
Adenopati Mikroftalmi  
Kemiklerde radiolusensi Retinopati  
Meningoensefalit Sensorinöral işitme kaybı  
EEG bozuklukları Küçük baş çevresi  
Nadir:
Prematürite VSD Otizm
Miyokardit ASD Kronik progresif panensefalit
Bulanık kornea Glokom šnterstisyel pnömoni
Hepatit Mikrosefali Hiper-, hipotirodizm
İnterstisyel pnömoni İntrakranial kalsifikasyonlar Tiroidit
Hemolitik anemi, lökopeni Hipertansiyon, renal a. stenozu Precocious puberte
Hipogammaglobulinemi Timik hipoplazi Growth hormon eksikliği
Geniş ön fontanel Anormal diş morfolojisi Subretinal neovaskülarizasyon
İshal   Keratit, keratokonus

 

Hamileliğin erken dönemlerinde olan enfeksiyon genellikle körlük, geç dönemlerinde ise sağırlıkla sonuçlanır.  Ancak hangi dönemde olursa olsun tüm organ sistemlerini tutabilir. Sık 12 hafta en tehlikeli dönemdir; takibeden 4 hafta içinde fötal enfeksiyon riski azalır.  16-20. haftalar arasında sadece sağırlık bildirilmiştir.

Viroloji:

Rubella virüsü togavirüs ailesinden kübik, orta büyüklükte, lipid enveloplu bir RNA virüsüdür.  Artropodla bulaşma diğer togavirüslerin tersine gösterilmemiştir.  Virüs yapıal üç proteininden ikisi envelopda biri de envelop dışındadır.  Envelop proteinlerinden biri olan E1 glikoproteinin nötralizan ve hemaglütinasyon aktivitesi vardır.  Virüs birçok memeli orijinli vasatta ürer; belirgin sitopatik etkisini “rabbit kidney” veya “baby hamster kidney” gibi devamlı hücre kültürlerinde gösterir.  ECHO11 gibi sitopatojenik bir ajan kullanılarak primer “african green monkey kidney” kültüründe virüs izole edilebilir.  Rubella virüsü ortamda olduğunda ECHO11’in etkisini önleyerek interferans oluşturur.  Virüs varlığını doğrulamak için spesifik antirubella serumla nötralizasyon veya floresan bağlama uygulanabilir.

Rubella virüsünün eritrositleri hemaglütine etmesi hemaglütinasyon inhibisyon tekniĞiyle antikor ölçümünün esasını oluşturur.  Latex aglütinasyonu, indirekt hemaglütinasyon, ELISA ve floresan inhibisyon teknikleri yeni uygulanan tekniklerdir.

Patogenez:

Virüs nazofarinksten bölgesel lenf nodlarına gider; nazofarinkste oluşan sekretuvar Ig A mukozal replikasyonu durdurabilir.  İnkübasyon döneminin ikinci haftasındaki viremi pasif veya aktif antikor oluşumuyla durdurulabilir. 

Hamilede viremi sonucunda önce plasenta enfekte olur; fötal enfeksiyon daha sonra gelişir.  Embriyolojik gelişmede enfekte hücrelerin bölünmesi sırasında mitozda bir inhibisyon olur; sonuçta organogenesis bozulur.  Lens, cochlea ve nöronlarda harabiyet daha fazladır.

Tanı:

Akkiz veya konjenital rubella enfeksiyonun tanısı:
  Virüs izolasyonu Antikor testleri
Ig G  
Ig M
Akkiz      
Aktif döküntü + HI ve diğer testlerde
4 kat artış
+
Yeni geçirilmiş döküntü - CF’de
4 kat artış
+/-
Konjenital      
6 aydan önce + + +
6-12 ay +/- + -

 

Virüs izolasyonu prodromal dönemde nazofarinks ve kandan, döküntüden iki hafta sonrasına kadar nazofarinksten yapılabilir.  Kültürde geç ürer.

Serolojik tanı akut ve konvalesan örnekler arasındaki titrelerde 4 kat artış veya akut örneklerde Ig M antikorlarının gösterilmesi ile konulur.  Standard serolojik test hemaglütinasyon inhibisyon testidir; indirekt hemaglütinasyon, latex aglütinasyon, jel hemolizi ve ELISA teknkleri de kullanılır.  Ig M için en sık kullanılan metot ELISA’dır.

Konjenital rubella sendromu izole anomalilerle de birlikte olabileceğinden serolojik testler gereklidir.  Konjenital rubella enfeksiyonu virüs izolasyonu, rubella Ig M antikorlarının gösterilmesi, maternal antikorların azalması gereken dönemde antikor pozitifliği ile konulur.  Virüs ekskresyonu iki yıla kadar uzayabilir; Ig M antikorları da bu süre içinde pozitif kalabilir.  Konjenital rubella sendromlu infantların %95’inde 6 aydan sonra da Ig G antikor pozitifliği gösterilmiştir.  6-15 ay arasında seropozitif bir infant konjenital olarak enfekte kabul edilmelidir.

Epidemiyoloji:

Akkiz enfeksiyon: Rubella tüm dünyada yaygındır.  Kalabalık bölgelerde daha erken yaşlarda görülür.  Çocukluk çağındaki birçok enfeksiyon asemptomatiktir.  Popülasyonun az olduğu bölgelerde puberteye kadar görülmeyebilir; bu gibi seronegatif kişilerin biraraya geldiği okul, kolej ve askeri birliklerde ufak epidemiler görülebilir.

Bulaşma solunum yoluyla, virüsün nazofarinkse implante olmasıyla olur.  Bazı kişilerin taşıyıcı olup hastalığı bulaştırdığı gösterilmiştir.  Epidemiler aşılamadan önce daha çok bahar aylarında ve 7 yıllık aralarla majör epidemiler şeklinde olmaktaydı. 

Konjenital enfeksiyon: Konjenital rubella enfeksiyonu insidansı seronegatif kadın populasyonu ve belli bir zaman içinde ortamda bulunan virüs konsantrasyonu ile doğru orantılıdır.  Konjenital enfeksiyon için belli bir virulans faktörünün de olabileceği öne sürülmüştür.  Japonya’da virüs attenüasyonu sırasında verilen suşların hamile tavşanlarda etki yaratmadığı gözlenmiş; yine Japonya’da rubella virüsünün teratojenitesinin gözlenmediği öne sürülmüştür.

1963-64 yılları arasında A.B.D.’de görülen salgında yaklaşık infant rubelladan etkilenmiştir; bu yaklaşık 100/10000 gibi bir orandır.  Bu oran 1970’e kadar 4-8/10000, aşı uygulamalarından sonra 0.01/10000’e düşmüştür. 

Özellikle askeri birliklerde yaşayanlar ve öğretmenlik yapan genç kadınlar ve çocuklu hamileler risk altındadır.  Döküntü olmaksızın asemptomatik enfeksiyon da daha düşük oranda olmakla beraber fötal enfeksiyon yapabilir.

Halk sağlığı yönünden konjenital rubella sendromunun önemi:

1964-65 yılları arasında A.B.D.’de görülen salgın oranları bile konjenital rubella sendromunun (KRS) önemini anlatmak için yeterlidir.  Tahminlere göre 12.5 milyon kişi rubella geçirmiş; 2000 kişide ensefalit görülmüştür.  5000 hamilede terapötik abortus, 6250 hamilede spontan abortus, 2100 infantta doğumdan hemen sonra ölüm bildirilmiştir.  Yaşayan 20000 infantta KRS saptanmıştır.  KRS’lu infantların 11600’ü sağır, 3580’i kör ve 1800’ü de mental retarde olmuştur.  Böyle bir epideminin topluma yaklaşık maliyeti 1.5 trilyon dolardır.

Aşıdan önce rubella epidemilerinin toplumun yaklaşık %5’ini etkilediği; bunların da yaklaşık %10’unun bildirildiği düşünülmektedir.  Total doğum hızı gözönüne alınarak A.B.D.’de yapılan aşılama sonrası ve epidemi istatistiklerine göre her yıl en az 60 infant etkilenmiş olarak doğmaktadır. 

Pasif immünizasyon:

İmmün serum globulin(ISG):  ISG birçok erişkin rubella geçirmiş olduğundan yaklaşık HI titresi ile 1/2560 titrede rubella antikoru bulundurur.  20-30 ml gibi yüksek dozlarda verildiğinde ISG’nin hamile kadınlarda hastalığın semptomlarını ve viremiyi önleyebileceği gösterilmiştir.  ISG’nin etkisi ve etkisizliği yönünde birçok çalışma vardır; ancak pasif immünizasyon için tam bir etkinliği olmadığı kesindir.

ISG için halen tek endikasyon rubellaya maruz kalan ve abortusu kabul etmeyen hamile kadınlardır.  Temasdan 1 hafta veya daha az süre geçmişse ISG 20 ml gibi büyük volümlerde intramusküler olarak verilebilir.  3-4 hafta sonra Ig M antikoru ve Ig G titrelerinde yükselme tayini için konvalesan serumları alınmalıdır.  Döküntünün olmaması vireminin veya fötal enfeksiyonun önlendiğini göstermez.  Piyasadaki yeni immünglobulinlerin rubellanın önlenmesindeki yeri bilinmemektedir. 

Rubella hiperimmünglobulin: Yüksek rubella antikor titresi olan kişilerden hazırlanmıştır; HI titresi 1/8000’dir.  Viremiyi önlemede belirgin faydası gözlenmemiş ve piyasadan çekilmiştir.

Aktif immünizasyon:

Aşı suşları ve aşı yapımı: Rubella virüsünün hücre kültüründe izolasyonundan sonra birçok aşı suşu geliştirilmiştir.  1979’dan beri RA27/3 aşısı A.B.D.’deki tek lisanslı aşıdır.  Avrupa’da halen tavşan böbrek hücre kültürlerinden pasajlanarak üretilen Cendehill aşısı da bulunmaktadır.  RA27/3 Japonya dışında en yaygın uygulanan aşı suşudur; nedeni bu suşun stabil olan immünojenitesi, reenfeksiyon oranı ve yan etkilerin az görülmesidir. 

RA27/3 1965’de rubella ile enfekte bir fötusdan elde edilmiştir.  Kültür sıvısı WI-38 hücrelerine pasajlanmış ve 37C’da inkübasyondan sonra 8 pasaj daha uygulanmıştır. Ardından 7 pasaj daha yapılmış ve gönüllülerde vrüsün attenüe olduğu gösterilmiştir.  Suşun patojenitesini azaltmak için sonra 10 pasaj daha yapılmıştır.  Suş aşı suşu olarak 25-30 pasajdan sonra kullanılmaktadır.  Hızlı attenüasyon soğuk adaptasyonun kullanımına, yüksek immünojenite ise pasaj sayısının azlığına bağlanabilir.

Doz ve veriliş yolu: Aşı dozu subkütan olarak verilen 1000 plak yapan ünitedir (PFU).  aşının 3 PFU’den az dozlarda bile immünojenik olduğu gösterilmiştir. 

Aşı intranazal olarak verildiğinde de immünojeniktir; subkütan aşı ile aynı oranda humoral antikor yapımı gözlenir ancak intranazal yolla sekretuvar Ig A oluşumu daha fazladır. İntranazal aşılama için 10000 PFU’ye ihtiyaç vardır; özellikle çocuklarda düşük dozlarda muhtemelen mekanik nedenlere bağlı başarısız aşılamalar görülebilir. 

Kızamık ve kabakulak aşıları ile kombinasyon: MMR aşısında Moraten attenüe kızamık aşı suşu(1000 TCID50), Jeryl Lynn kabakulak aşı suşu (5000 TCID50) ve RA27/3 rubella virüsü (1000 TCID50) vardır.  Kabakulak aşısı istemeyenler için rubella ve kızamık kombine aşısı da (M-R-VAXII) vardır.  Kızamık aşısı yapılmış büyük çocuklara kombine kabakulak ve rubella aşıları (biavax) yapılabilir.  Avrupa’da bulunan RIT formülü Schwarz kızamık virüsü, Urabe kabakulak virüsü, ve RA27/3 rubella virüsü içerir.

Rubella aşısı ile tek veya kombine aşılarla oluşan antikor cevabı aynıdır (%100).  Cendehill virüsü içeren bir üçlü aşı için %90 serokonversiyon bildirilmiştir.

Aşının korunması: Aşı -70 ile -20C arasında en az 5 yıl virüs canlılığı ve etkinliği korunarak saklanabilir.  Oda ısısında 3 aydan sonra bozulma başlar ve 37C’da 3 hafta aşı etkisinin bozulması için yeterlidir.

Aşılama sonuçları:

İmmün cevap: Aşılama hem Ig M hem de Ig G antikorlarını arttırır; sellüler immünite de etkilenir.  Sekretuvar Ig A oluşumu aşılama şekli ile ilgilidir.

Biyolojik olarak nötralizan antikor cevabı daha önemli olsa da immün cevap daha çok HI antikor titreleriyle değerlendirilir.  RA27/3 aşısını takiben 21-28 gün içinde %95-100 oranında serokonversiyon bildirilmiştir.  Bazı başarısız uygulamalar daha önce varolan düşük antikor titrelerine bağlanmıştır.  RA27/3’ün oluşturduğu antikor titreleri hemen tüm çalışmalarda daha yüksek bulunmuştur.  RA27/3 kompleman fikse edici ve presipitan antikor titrelerini de arttırır.  Özellikle nötralizan antikor yapımı diğer aşı suşlarından daha yüksektir.  RA27/3’ün nazofarinkste sekretuvar Ig A yapımını indüklemesi reenfeksiyonu da önleyebilir.  Bu özelliği virüs suşunu immünolojik olarak doğal enfeksiyonla eşdeğer kılar. 

Aşılama ile maksimum konsantrasyonuna 1 ay sonra ulaşan bir erken Ig M yapımı gözlenebilirve Ig M oluşumu yaklaşık 2 ay devam eder. 

Aşıdan sonra sellüler immün cevapta kısa süreli değişiklikler görülebilir; ancak HLA’ya sınırlı T hücre toksistesindeki artış gibi bu değişikliklerin önemi tam olarak bilinmemektedir. İntranazal yolla tonsil dokusunda hücresel immünite gelişimi gösterilmiştir.

Aşıdan 7-11 gün sonra viremi oluşur ancak viremi düşük dereceli ve değişkendir.  Aşıdan sonraki 7-21 gün içinde nazofarinksten düşük titrede virüs ekskresyonu bildirilmiştir.  Maksimum atılım yaklaşık 11. günde olmaktadır; aşı virüsü ile hastalık bulaşması yapılan çalışmalarda bildirilmemiştir.  Bazı çalışmalarda Cendehill ve HPV-77 suşları ile serokonversiyon bildirilmiştir.  Bulaşmanın olmaması atılan virüsde de attenüasyon özelliklerinin korunmasına bağlanmıştır.

Özetle aşı kalitatif olarak doğal enfeksiyonla aynı etkiyi gösterir; viremi yapar; nazofarinksten atılır ancak bunlar düşük derecededir ve bulaşıcı değildir.  RA27/3 aşısının doğal enfeksiyondan daha az reenfeksiyona karşı koruma özelliği vardır.  Ig G ve Ig M cevapları doğal enfeksiyona benzer ancak daha düşük titrededir. 

Koruyucu etkinlik: Aşının koruyucu etkinliği aşılanan kişilerin ve kontrollerin epidemi sırasında gözlenmesi, intranazal attenüe edilmiş veya edilmemiş virüsle aşılananların enfeksiyonla karşılaşması sonucunda değerlendirilebilir.  Aşının koruyucu etkinliği RA27/3 için %97-100 arasında değişmektedir.  Viremi olmaksızın asemptomatik reenfeksiyon oranı HPV-77 için %23, Cendehill için %50 bulunmuştur.

Çalışmalarda RA27/3’le en yüksek reenfeksiyon oranı %14’dür ve diğer aşılara göre çok düşüktür.  Reenfeksiyon rubella antikor titresi 15 IU’nin altında olanlarda daha yüksektir
Reenfeksiyonun fötusa verdiği zarar tartışmalıdır.  bazı çalışmalarda reenfeksiyon Ig M olmaksızın Ig G için bir “booster” cevabı oluşturmaktadır; ancak viral replikasyonu gösteren Ig M yapımının saptandığı çalışmalar da vardır.  Konjenital rubella bildirilen üç vakada anneler Cendehill aşısı ile aşılanmıştır; bu nedenle reenfeksiyon riski düşük olan aşılar tercih edilmelidir.

Aşılanma oranı ne kadar yüksek olursa olsun rubella bağışık olmayan tüm kişilerde hastalık yapar.

İmmünitenin sürekliliğini değerlendirmek için RA27/3’le yapılan en uzun çalışma 12-17 yıl arasındadır; aşılananların %96’sında ölçülebilen düzeyde antikor pozitifliği devam etmektedir.  Cendehill aşısı ile de %92-100 oranında antikor pozitifliği devam etmektedir.  HPV-77 aşısı ile antikor pozitifliği daha kısa sürer ve değişkenlik gösterir.  Rubellaya karşı doğal immünite ise en az 26 yıl devam eder.  Tüm aşı suşlarında sellüler immünite daha çabuk kaybolur. 

Kombine aşılar: Hastalıkların herhangi birine karşı bağışıklık kazanılmış olsa da MMR aşısı yapılabilir.  MMR aşısı OPV ve DPT aşıları ile eş zamanlı, farklı bölgelerden yapılabilir.

Yan etkiler:

Artrit ve artralji: Artrit aşılamanın en önemli yan etkisidir.  Özellikle HPV-77 aşısı ile sık olarak bildirilmiştir.  Aşının nöropati gibi komplikasyonları da vardır.  HPV-77 ördek embriyo aşısı yaşla doğru orantılı olarak eklem bulgusu yapar.  Bir çalışmada 25 yaşın üstünde aşılanan kadınların %50’sinde eklem reaksiyonu bildirilmiştir.  Semptomlar uzun sürebilir.  Cendehill aşısında bu oran daha düşüktür.  RA27/3 çocuklarda nadir olarak eklem bulgusu yaratır ancak erişkinlerin %25’inde geçici bulgular görülür. 

Diz ve parmaklar sıklıkla tutulur.  RA27/3 eklemden izole edilmemiştir ancak diğer aşı suşlarının ve virüsün kendisinin sinovya dokusunda enfeksiyon yaptığı ve bulguların buna bağlı ortaya çıktığı gösterilmiştir.  Eklem reaksiyonları artmış Ig G ve uzamış Ig M cevaplarında görülmez.  Bir çalışmada %5 kadında tekrarlayan artropati bildirilmiştir; bu oran doğal enfeksiyonda %30’dur.  Artritli çocuklarda rubella spesifik hücresel immünitenin baskılandığı ve dolaşımda rubella antikoru içeren immünkomplekslerin daha sık görüldüğü bildirilmiştir.

Diğer yan etkiler: Aşılananlarda döküntü, lenfadenopati, ateş, boğaz ağrısı ve baş ağrısı ile birlikte rubella bulguları görülebilir. İnfantlarda bu yan etkiler hemen hiç yoktur ancak erişkin kadınların yaklaşık %50’sinde görülür.

Komplikasyonlar:

Polinöropati nadir olarak HPV-77, DEV- HPV-77/DK ve Candehill aşıları ile bildirilmiştir.  Bulgular aşılamadan yaklaşık 40 gün sonra ortaya çıkar.  Nöropati kollarda parestezi ve ağrı veya diz ağrısı ve çömelme pozisyonunda kalma şeklinde görülebilir.  Diz ağrısı ve çömelip kalma tekrarlayabilir.  Carpal tunnel sendromu ve Horner sendromu da görülebilir.  Polinöropatisi olan çocuklarda sinir iletim hızlarında bozulma da gösterilmiştir. 

İki vakada optik nörit, iki vakada transvers miyelit, üç vakada diffüz miyelit, iki vakada ise Guillain-Barre sendromu bildirilmiştir.  RA27/3’den sonra fasiyel paresteziler de bildirilmiştir. 

Trombositopeni aşılamadan sonra görülebilir. Rubella aşılarının sellüler immüniteyi, ppd testini, candida phytohemaglütininlere karşı hücresel immüniteyi de içine alacak şekilde kısa süre baskıladığı ve supresör T hücrelerini arttırdığı gösterilmiştir.  Aşılananlarda bu yönden değerlendirildiğinde kanser insidansında artış bulunamamıştır.

Aşı endikasyonları:

İnfantlarda immünizasyon ve kazanılmış immünitenin oluşturulması hedeflenir ancak asıl amaç ulaşılabilen popülasyonların her şekilde aşılanmasıdır.  A.B.D.’de aşı 15 aylıkken MMR olarak yapılmaktadır; ülkemizde yaygın olarak uygulanmamaktadır.  15 aylıkken aşılanmışlar herhangi bir yaşta ve genellikle okul başlangıcında aşılanabilirler.  10 aylıktan sonra etkili aşılama yapılabilir ancak 1 yaşından önce insidans da göz önüne alındığında aşılama gereksizdir.

KRS aşılanan tüm infantlarda 30-40 yaşta, okul çağındaki tüm kızların aşılanması ile 10-20 yılda, erişkin kadınların aşılanması ile hemen önlenebilir.  %100 aşılama mümkün olmadığı sürece rubellanın eradikasyonu da mümkün değildir. 

11-14 yaşları arasında puberte öncesi gençkızların aşılanması ile 10-20 yıl süresince bağışık bir kadın populasyonu yaratılabilir ancak aşılama oranı bu yaş grubunda istenilen düzeyde olmamaktadır.

KRS’unun önlenmesi için en etkili ve direkt yol kadınların aşılanmasıdır.  Kadınlarda seronegativite %10-33 arasında değişmektedir.  Önerilen metod serolojik testlerden sonra uygun bir kontraseptif metod uygulanırken aşının yapılmasıdır.  Bazı araştırmacılar aşı hikayesi olmayan kadınlarda serolojiye bakmadan aşı yapılabileceğini belirtmektedirler.  Aşılama rutin jinekolojik kontrollerde, evlilik öncesi taramalarda, iş başlangıcında veya herhangi bir doktor muayenesi sırasında 3 aylık bir kontrasepsiyon sağlanacaksa yapılır.  Doğal enfeksiyonla ELISA titreleri cutoff değerinin hemen altında olanlar veya HI titreler 1/8 olan kadınlar bağışık kabul edilir; ancak aşı sonrası oluşan antikorlar için bu değerler tam olarak bilinmemektedir.  Aşıya bağlı yan etkiler seropozitif kadınlarda daha fazladır.  Reimmünizasyon önerilmemektedir.

Adolesan kızlarda da aşılama yapılabilir.  Postpartum aşılama da önemlidir; ancak bu dönemde de kontraseptif metot uygulanması unutulmamalıdır.  Aşılanan kadınlarda aşı virüsü anne sütü ile atılabilir ancak buna bağlı yenidoğanda herhangi bir semptom bildirilmemiştir. 

Askeri birlik ve kolej öğrencilerine de rutin aşılama önerilmektedir.  Hastane personelinin virüsü hamile kadınlara bulaştırma riski daha yüksektir; bu nedenle tüm personel aşılanmalıdır.

Aşılanmamış kadınlar uluslararası seyahatlerden önce aşılanmalıdır.

Temas sonrası aşılamanın rubellayı önlediğine dair bilgi yoktur.  Sonuçta amaç daha önce de belirtildiği gibi risk altındaki toplumun her fırsatta immünizasyonudur.

Kontraendikasyonlar:

Yüksek ateşli ve immünsuprese kişilere ait yapılmamalıdır.  Aşılama ile oluşan yan etkilerde farklılık bildirilmemiştir ancak ateşli dönem geçinceye ve immünsupresif tedavinin bitiminden sonra 3 ay geçene kadar aşılamanın ertelenmesi uygundur.  Konjenital iimmün yetmezliği olanlarda aile üyelerine MMR aşısı uygulanabilir.  Kısa süreli steroid tedavisi kontraendikasyon değildir. 

Neomisine karşı anafilaksi geliştirmiş kişilere aşı yapılmamalıdır.  Monovalan RA27/3 aşısı insan diploid hücrelerinde üretilir ancak MMR’deki diğer suşlar avian dokulardan elde edilmektedir.

İmmünglobulin verilmesinden iki hafta öncesinde ve 3 ay sonrasına kadar aşı yapılmaması önerilmektedir.  Anti-Rh immünglobulinin aşı ile etkileşimi yoktur; ancak anti-Rh IG yapıldıktan sonra aşılanan kadınlarda 6 hafta sonra antikor titresi bakılmalıdır.

Aşı hamilelikte kontraendikedir, aşıdan sonra en az 3 ay hamile kalınmamalıdır.  Rubella aşı suşu ile fötal enfeksiyon bildirilmemiştir; aşı suşunun transplasental geçişi az sayıda vakada gösterilmiştir.  Teorik olarak aşı sonrası fötal enfeksiyon için maksimum risk %1.4’dür.  Aşı abortus için endikasyon oluşturmaz.

KRS’lu çocuklarda aşıya cevap gözlenmez.

Dr. İnci Yıldırım
Mayıs 2006
inciy@hacettepe.edu.tr