Salgınla mücadele:
Hastalığın bulaşma yolları dikkate alındığında, yabani kuşlardan insana bulaşma olasılığının düşük olduğu, insana bulaşmanın esas olarak kümes hayvanlarıyla temas yoluyla gerçekleştiği görülmektedir. Kapalı ortamlarda beslenen entegre tavuk tesislerindeki tavuklarda ve kaz, hindi gibi diğer kümes hayvanlarında hastalık ortaya çıkma olasılığı yok denecek kadar düşüktür. Risk taşıyan hayvanlar evlerde beslenen kümes hayvanlarıdır. Ülkemizde maalesef sadece köylerde değil, şehir merkezlerinde de evlerde tavuk beslenmektedir. Ayrıca Anadolu’nun birçok bölgesinde bu hayvanlar kümeste bile değil, açıkta, bahçelerde yetiştirilmekte, havalar soğuyunca da evlerin içine alınmaktadır. Aslında herhangi bir bölgede hayvanlarda (veya insanlarda) H5N1 virusu varlığı rapor edildiğinde kümes hayvanlarının kümese kapatılıp, yabani kuşlarla temasının önlenmesi önerilmektedir (30). Ancak ülkemiz koşullarında bu önlem mümkün görünmemektedir. İkinci öneri ise kuş gribi belirlenen hayvanların bulunduğu yerde, 3 km yarıçapında bir bölgede bulunan kümes hayvanlarının itlafıdır (5,11,30). Yaşadığımız salgında, illerin çoğunda H5N1 virusu saptanan hayvanların varlığı, ancak pozitif insan vakası bildirildikten sonra rapor edilmiştir. Yani hayvan hastalığını belirlemek için aktif bir surveyans yapılamamaktadır. Bu nedenle, itlaf için Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın o bölgede hayvanlarda kuş gribi belirlemesini beklemek, gerçekçi bir yöntem olarak görünmemektedir. Yaban kuşlarının konakladığı sulak alanlar ve göç yolları da dikkate alındığında, Türkiye’nin tamamının risk bölgesi olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim bu gerçekler dikkate alınarak, salgın sırasında ve sonrasında bütün yurtta kümes hayvanı itlafı yapılmaya başlanmış ve 2 milyona yakın hayvan öldürülmüştür. Şu anda ne yazık ki, bunun yerine uygulanabilecek daha insancıl bir yöntem bulunmamaktadır. Ayrıca ülkemizde evlerde beslenen 10 milyon tavuğun itlafını gerçekleştiremediğimiz için, tavuk satışlarının durması sonucu entegre tavukculuk tesislerinde yetiştirilen 300 milyona yakın tavuğun aç bırakılarak ölme tehlikesi taşıdığı da unutulmamalıdır.
Bir aya yakın bir zamandır yeni insan vakamız yoktur, ancak tehlike henüz geçmemiştir. Muhtemelen virusu taşıdığını düşündüğümüz yabani kuşlar şu anda güney illerimizde ve güneydeki ülkelerde bulunmaktadır ve havalar ısınmaya başladıkça kuzeye doğru kayıp, sulak alanlarda konaklayacaktır.
Maalesef salgın sırasında seferberlik ruhuyla yürütülen büyük uğraşların ve önlemlerin son zamanlarda gevşediği ve yavaşladığı gözlenmektedir.
Salgınla mücadelede dört grubun elbirliği ile ve koordineli olarak çalışması gerekir:
- Bölge halkı,
- Sağlık personeli,
- Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı teşkilatı,
- Medya
Bölge halkı hasta hayvanlarını hemen Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı görevlilerine haber vermeli, kesinlikle bu hayvanlarla temas etmemeli ve etlerini yememelidir. Hayvanlarını itlaf ekiplerinden saklamakhalkın sağlığı yönünden son derece sakıncalıdır. İnsanlar tavuklarını korumak pahasına kendilerinin ve çocuklarının canını tehlikeye atmamalıdır.
Sağlık teşkilatı bu salgın sırasında önemli bir sınav vermiştir. Yukarıda belirtilen 4 grup içerisinde üzerine düşeni en iyi yapan grup sağlık teşkilatı olmuştur. Bunda bu personelin yaşanılan felaketlerden, aşı kampanyalarından ve eliminasyon ve eradikasyon programlarından edindiği deneyim etkili olmuştur. O zamana kadar bölgede kuş gribi varlığı bildirilmediği için tanısı geciken ilk 4 kardeş vaka dışında hastalar zamanında tanımlanmış, uygun koşullarda tedavi merkezine taşınmış ve gerekli tedavi uygulanmıştır. Ölüm oranının daha önce insan vakaları gözlenen ülkelere göre düşük olması da bunun bir göstergesidir.
Şu anda en büyük ve zor görev Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı teşkilatına düşmektedir. Kümes hayvanlarının aktif surveyansı ve hayvan itlafı için bu bakanlığın personel sayısının yeterli olmaması yeni ortaya çıkabilecek epidemi riskinin ortadan kaldırılmasını engellemektedir. Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın personel ve maddi kaynaklar açısından desteklenmesi, sorunun çözümüne katkıda bulunabilecektir.
Medya salgını gündemde tutarak, önlemlerin artırılmasına katkıda bulunmuştur. Ancak halkın eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi açısından elinde tuttuğu büyük gücü uygun şekilde kullanmak yerine, reyting kaygısıyla, sorumlu aramak yoluna gitmiştir. Ayrıca olayın geçici olarak yatıştığı son günlerde, yazılı ve görsel basın da ne yazık ki hastalığa karşı ilgisini kaybetmiştir.
Sonuç olarak, ülkemiz çok ciddi bir salgın yaşamıştır. Her ne kadar virus saptanan insan sayısı 21’le sınırlı kalmışsa da, böyle bir hastalığın tek vakası bile salgın olarak kabul edilmelidir. Ancak yeni ve belki de daha büyük salgınların ortaya çıkması uzak bir olasılık değildir. Hepimiz bunun için hazırlıklı olmalı, telaşa kapılmadan, salgın öncesi önlemleri almalıyız.